T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Kocaali Müftülüğü

01.06.2018

TÜKETİMDE DENGE VE İKTİSADI GÖZETMEK, İHTİYACI ESAS ALMAK VE KANAATKÂR OLMAK

TÜKETİMDE DENGE VE İKTİSADI GÖZETMEK, İHTİYACI ESAS ALMAK VE KANAATKÂR OLMAK

 

Muhterem Müslümanlar!

İslam dini her konuda olduğu gibi tüketimde de belli bir dengenin, israf ve cimrilik arasında bir yolun gözetilmesini emretmiştir. Müslüman, hayatının her alanında ölçü ve dikkat içinde olan, çevresindeki fakir ve yoksulları koruyup gözeten, imkânları ölçüsünde onlara yardım elini uzatan kimsedir. Yüce Rabbimizin,

يَا بَنٖى اٰدَمَ خُذُوا زٖينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَ

 “Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31.) şeklindeki buyruğu ile sevgili Peygamberimizin,

كُلُوا وَاشْرَبُوا وَالْبَسُوا وَتَصَدَّقُوا فِي غَيْرِ إِسْرَافٍ وَلَا مَخِيلَةٍ

 “Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz.” (Buhari, Libas, 1.)  hadis-i şerifleri bize bu konuda rehberlik etmektedir.

Kur'an-ı Kerîm bazen tarih boyunca lüks ve rahat bir hayat sürenlerden söz eder. Bu tür halklar kendilerini helâke sürükledikleri gibi onlara uyanları da aynı âkıbete götürmüşlerdir. Bir toplumda lüks içerisinde olanlar varsa, mutlaka orada zayıf durumda olan mağdur kesimler de bulunur. Refah ve lüks içerisinde olanlar hasta ve rahat hayatlarına tutkundurlar. Şehvet ve lezzetlerine bağlıdırlar. Kur'an-ı Kerîm bu tür sapmış ve haddi aşmış toplumların isyan içerisinde bulunduklarından söz etmektedir.

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyuları aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar, sadece dünya hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise Allah'ın katındadır" (Âl-i İmrân, 3/14).

 "Biz herhangi bir ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın zengin ve şımarık ileri gelenleri, mutlaka; "Biz, sizin getirdiklerinizi inkâr ediyoruz" demişlerdir" (Sebe', 34/34)
 

Muhterem Müminler!

İsraf, ferdin olduğu kadar İslâm toplumuna yön verecek otoritelerin de dikkat etmesi gereken bir husustur. Tüketici, gerekli ihtiyaç maddelerinden kabul edilen malları harcarken de, gereğinden fazla harcamamaya dikkat etmek durumundadır. Kişinin iyi bir hayat sürmesi için yapacağı harcamalara hiçbir şekilde sınırlama getirilemez. Bu harcamalar etkinliğin artmasına ve İslâm'ın gerçek bir Müslümandan toplum içinde beklediği hizmetlerin yerine getirilmesine yarasın.

Muhterem Müslümanlar!

Her nimet bize ulaşıncaya kadar gerek doğada gerekse insan elinde pek çok aşamadan geçer. Alın teri ve emek barındırır. Modern hayatın getirdiği hızlı yaşam, nimetlerin arka planındaki süreçleri görmemizi daha da perdelemiş, şükür ve tefekkür imkânlarını kısıtlamıştır. Burada Müslümana düşen görev, aldığı nefesten içtiği suya, kendisine verilen iman ve akıl gibi büyük nimetlerden aile saadetine varıncaya kadar her rızkın kıymetini bilmek, hakkını vermektir.

Bireyi ve toplumu yoksulluğa ve felâkete iten, cemiyetin temel dinamiklerini sarsan ve bir virüs gibi yayılma istidadı taşıyan israf, süreklilik arz eden bir bilinçle durdurulmalıdır. İsraf sadece gösterişli sofralarla sınırlı kalmamakta, giyim kuşamdan yenilenip duran teknolojik ilgilere, kıymeti bilinmeyen vakitlerden faydasız konuşmalara kadar pek çok alanda kendini gösterebilmektedir. Özellikle şehirlerde israf edilen ve çöplüklere atılan ekmeklerle ilgili rakamlar hepimizin tüylerini ürpertmektedir. İsraf nimete karşı değersizleştirme eylemidir.

Bugün insanlığın en çok mustarip olduğu hususlardan birinin gıda israfı olduğu bilinmektedir. Çöpe giden milyonlarca ekmek, boşa akıtılan sular ve bilinçsizce heder edilen millî servetler tamamen bu vurdumduymazlığın eseridir. Bu noktada ahiret bilincinin ne kadar önemli olduğu kendisini göstermektedir. Yaptığı her iyiliğin karşılığını bulacağını, her yanlış işin de hesabını vereceğini bilen şuurlu mümin, hayatına öyle güzel çekidüzen verir ki, israf kelimesi onun yaşamında kendisine yer bulamaz. Çünkü o hem kendisini hem ülkesini hem de dünyayı her şeyden önemlisi de ireti düşünmektedir. Bizim sofradaki ekmek kırıntılarını parmak ucumuzla toplayıp yememiz işte bundandır.

 

Kıymetli Müslümanlar!

 

İsraf ve Cimrilik Yasaklanmıştır

İslâm’da israf ve cimrilik, âyet ve hadislerle yasaklanmıştır. Nitekim,

             وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

“...Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31) âyeti israfın haram olduğunu açıkça dile getirmektedir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) de

 كُلُوا وَاشْرَبُواْ وَتَصَدَّقُوا وَالْبَسُوا في غَيْرِ إسْرَافٍ وََ مَخِيلَةٍٍ

 

“Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz. (Nesâî, Zekât, 66,.V, 79.)  sözü ile israfın yasaklığını ifade buyurmuştur. Dikkat çekici bulduğumuz şu olay İslâm’ın israf konusunda ne denli titiz olduğu hususunda bize yeterli fikir vermektedir:

 

أنَّ رَسُولَ اللّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِسَعْدٍ، وَهُوَ يَتَوضَّأ 

Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.) Sa’d’e uğradı. Sa’d bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah (a.s.), (onun suyu aşırı kullandığını görünce);

فقَالَ مَا هذَا السَّرَفُ

"Bu israf nedir"? diye sordu. Sa’d de,

فقَالَ أفِي الْوُضُوءِ إسْرَافٌ؟ 

"Abdestte de israf olur mu?" dediğinde Hz. Peygamber (s.a.s) de

            , قَالَ نَعَمْ وَإنْ كُنْتَ عَلى نَهَرٍ جَارٍ

“Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile” şeklinde cevap verdi. (İbn Mâce, Taharet, 48, I,.148;  Ahmed,  II, 221.)

 

Kur’an-ı Kerim’de, insanın cimrilik duygusundan kurtulması ve bunun yerine cömertlik duygusunu geliştirmesi her vesile ile öğütlenmekte, Allah’ın cimrilik edenleri ve başkalarına da cimriliği tavsiye edenleri sevmediği belirtilmektedir

الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا  

(Nisa, 4/37).

 

Hz. Peygamber de cimriliğin yasak ve dinde hoş karşılanmayan bir haslet olduğunu,

 

خَصْلَتَانِ َﻻ تَجْتَمِعاَنِ في مُؤْمِنٍ: الْبُخْلُ، وَسُوءُ الخُلْقِ

 

"İki haslet vardır ki bir mü'minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk." (Tirmizî, Bir 41, .IV, .343.)   hadisiyle ifade etmiştir.

 

Ayrıca Resûlullah (s.a.s) genel olarak insanlar hakkında düşünülebilen en kötü ve alçaltıcı iki huyun cimrilik ve korkaklık olduğunu (Ebu Davud, Cihad, 21, c.III, s.27.)  cimrilik duygusuyla imanın bir arada bulunmayacağına     ( Ahmed,  II, 256; Nesâi, Cihad, 8,.VI, 13.)  vurgu yapmıştır.

 

Yüce Allah bizler için sayısız nimetler yaratmıştır; Kur’an’ın ifadesiyle bunları saymakla bitiremeyiz.

وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

“Allahı’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir”

(Nahl,16/18)

 

Muhterem Müslümanlar!

 Allah herkesin rızkını verir. Dünya ve erişebildiğimiz diğer âlemler sayısız nimetler üretmeye müsaittirler. Fakat şu bir gerçektir ki, insan denen varlığın sınırsız ihtirasları ve arzuları vardır. İktisadi prensip olarak ihtiyaçlar-arzu ve istekler sınırsızdır. Buna karşılık yeryüzünde yeraltı ve yerüstü servetleri ihtiyaçlara kıyasla göreceli olarak sınırlıdır.

 Çünkü bizim ihtiyaç ve arzularımızı karşılayacak kadar bol miktarda her an üretilmiş mal bulunmaz Dolayısıyla insanlar seçimlerini iktisadî ve ahlâki kurallara uygun olarak yapmağa mecburdurlar. Bu nedenle tüketimde, ölçülere uygun davranış, meşrûiyet, helal-haram ölçüsü, zaruret derecesine göre ihtiyaçların sıralanması ve her kademede israftan kaçınılması vardır.

 

İktisadı Gözetmek

Aileye Harcamada Savurganlık:

Hayatın devamlılığı için, kişinin örfe göre kendisinin ve ailesinin ihtiyacını, zarurî olan şeyleri temin ve tedarik etmesi boynunun borcudur. Ebû Hureyre (r.a.)’ın rivayetinde Rasûlullah (a.s.): Allah: «Ey âdemoğlu, sen infak et; ben de sana infak edeyim.» buyurdu, demiştir.( Buhârî, Sahîh, Nafakât, 69.)

Hz. Peygamber yine bakmakla yükümlü olduklarınla başla. kişinin ev halkına yaptığı harcamanın -niyete bağlı olarak- lehine, sadaka sevabıyla kaydedileceğini belirtmiştir.( Buhârî, Sahîh, Nafakât, 69. )

Ancak, insanın kendisine bırakılacak olursa- taleplerinin sonu gelmez; bir sınırda da durmaz. Allah Teâlâ, bir ölçü koymak, bir sınır getirmek sadedinde, seçkin kullarının örnek davranışlarını sıralamasında:

“ Onlar ki, harcadıklarında israf etmezler/aşırıya kaçmazlar, cimrilik de etmezler; harcamaları ikisi arasında ortalama olur. (Furkan,25/67)buyurarak bu konudaki ilkeyi, onların şahsında, akıcı bir üslupla dile getirmiştir. 

“Kurtubî, ayetin eğitici yönüne dikkat çekerek ayette, dînen mübah olan ve Hakk’a itaat sayılan yerlere harcama yapılmasının öğretildiğini belirtmektedir. Ona göre söz konusu ayette Allah Teâlâ, aileyi ziyan edecek derecede har vurup harman savurmamayı; ya da tam tersine aileyi aç ve açıkta bırakacak derecede cimri davranıp çok katı bir biçimde eli sıkı davranmamayı; bilakis en güzel yöntem olan dengeli harcamayı emretmektedir.

 Bu noktada ailenin yapısı; aile fertlerinin sayısı, sabırlılığı, ailenin gelir seviyesi vb. göz önünde bulundurulmalıdır. “İşlerin en hayırlısı, en iyisi ortalama, dengeli olanıdır. Ancak, denge noktasında insanlar farklı noktalardadırlar. Bundan dolayıdır ki Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekir’e tüm malını sadaka olarak dağıtma izni verirken başkalarına bunu yaptırmamıştır. Çünkü bu, dindeki sabır ve sebatına nisbetle, ona göre dengeli bir davranış iken başkalarına göre öyle değildi (Kurtubî, el-Câmi’, c. XIII, s. 73.)  diyerek dengenin tutturulmasında esas alınacak aslî öğelere işaret etmiştir. 

Sadaka Vermede Ölçüyü Kaçırma

Bir toplumun durumunun iyi ya da kötü olması genel bir keyfiyettir; belli kesimin iyi olması ya da kötü olması, durumun tümüyle iyi olması veya toptan bozuk olması şeklinde algılanamaz, değerlendirilemez. Burada toplumun geneline bakılmalı; kesimler arasında bir denge tutturulmaya çalışılmalıdır

İslam’ın toplumda dengeleri tutturabilmek için koyduğu ilkelerden birisi de “vermek”tir. Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver; ayetlerde ebeveyne iyilik tavsiyesinden vb. sonra Allah Teâlâ bu ayette de diğer akrabalara vermeyi emrediyor. Akrabalar yoksul ve kazanmaktan da aciz iseler, kişi de varlıklı ise ebeveynine ve çocuklarına yaptığı gibi onlara da nafaka vermesi gerektiği görüşündedir.

 Akrabalık hakkı söz konusu olunca bunun sadece maddî ihtiyaçlarla sınırlı olmadığı; karşılıklı sevgi, sıla-i rahim (akrabalık ilişkilerini koruyup gözetme), iyi muamelede bulunma, darlıkta ve genişlikte ülfeti sürdürme, dayanışma vb. hususları kapsadığı da ayetten anlaşılan şeylerdir. Akrabanın yanında, akşamdan sabaha geçineceği bir şeyi olmayan yoksula ve yolcuya da zekâttan, sadakadan hakkının verilmesi emredilmiştir. 

Muhterem Müslümanlar!

İçki, kumar, fuhuş gibi ferdi ve sosyal zararları olan yerlerde malı harcamak israftır, haramdır. Dinimizin yasakladığı şeylerle lüks sayılan maddelerin tüketimi israf olduğu gibi helal olan maddelerin ihtiyaçtan fazla tüketimi de israftır.

Toplumumuzda israf hemen her türüyle yer almaktadır. Ancak biz en çok karşılaştığımız israf alanlarına kısaca işaret ederek bazı değerlendirmelerde bulunacağız.

İnsan İsrafı

Yeme-İçmede (gıda) İsraf

Giyim-Kuşamda (moda) İsraf

Törenlerde Yapılan İsraf

Zamanın İsrafı

Emek İsrafı

Kaynakların İsrafı

Enerji İsrafı

 

İslâm’da en azıyla yetinme mecburiyeti olmadan iyi ve rahat bir derecede olmak üzere bireysel (ferdi) tüketim yasak değildir. Bu husus Kur’an’da şöyle dile getiriliyor:

 

قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللّهِ الَّتِيَ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالْطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِي لِلَّذِينَ آمَنُواْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ (Araf,7/32)

 “De ki:“Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?”

 

Başka bir ayeti kerime de Yüce rabbimiz şöyle buyurmaktadır.

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحَرِّمُواْ طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُواْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ 

 ” Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”(Maide,5/87)

وَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلاَلاً طَيِّبًا وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِيَ أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ

“Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Maide,5/88)

 

İslâm’da bir yandan tüketimde yapılacak aşırı sınırlamalar kınanırken, diğer yandan haksız veya “göze batan” tüketim eleştirilir. Bu nedenle, bir kimse parasını harcarken dikkate almak zorunda olduğu şey, sadece kendi kesesi değil, aksine bir bütün olarak cemiyetin kesesi ya da kasasıdır. İslâmî prensiplere göre tüketim harcamaları tek başına gelirin bir fonksiyonu değildir. Çünkü her ne kadar gelir artsa da tüketim alanları Allah’ın emir ve yasaklarıyla tanzim edilmiştir. Meşru alanların dışında tüketim yasaklandığı gibi, meşru alanlarda da “israf etmeme” prensibi konulmuştur.

 “Ey Ademoğulları! Her mescitde ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez. (Araf,7/31)

Ayrıca kişinin reel gelirleri arttıkça bunu yalnızca kendi tüketimi için değil, aynı zamanda yoksul akrabalarının ve komşularının tüketimi için de kullanma sorumluluğu getirilmiştir. Buna göre bireyin tüketime dayalı davranışı, yalnızca kendi gelirinin bir fonksiyonu olmayacak, toplumun diğer üyelerinin de tüketim düzeylerini dikkate alacaktır. Çünkü Müslüman bir bireyin çevresinde olup bitenlere bigâne kalması, insanların acı ve ıstıraplarına karşı duyarsız davranması gerçek müminlikle bağdaşmaz.

 Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de tasarruf ve tüketimden ayrı olarak gelirin belirli bir kullanımına da işaret edilir ve bu Allah rızası için harcama olarak adlandırılır.( Bakara, 2/265-268.) Allah rızası için harcamak ise mecburi (zorunlu) veya ihtiyari (iradi) olabilir.

 

İslâm dini sosyal ve iktisadi dengeleri sağlamak için infakı emrederken israfı, lüksü ve gösteriş tüketimini de yasaklar.Yüce Allah Kur’an’da yiyip içmeye müsaade etmekte, israf etmeye ve gösteriş amaçlı tüketimde bulunmaya ise müsaade etmemektedir.

 

وَالَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَن يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاء قِرِينًا ( Nısa,4/38.)

Çünkü gösteriş tüketimi hem kişilerin, hem de toplumun sağlıklı gelişmesine engel olur.

İslâm’a göre mal varlığına dayanan bir farklılık, şımarıklığın ve gösterişin sebebi olmamalıdır. Kur’an, tüketimde dengenin esaslarını şu âyetlerle net bir şekilde ortaya koymaktadır:

وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَامًا

“Onlar harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar, ne de cimrilik ederler. Harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur.”( Furkan, 25/67.) Bu âyette israfla cimrilik arasında mükemmel bir denge kurulması istenirken; İsrâ sûresinde de aynı ilke şöyle vurgulanıyor:

وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا

 “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.”( İsra, 17/29).Yani ne öyle ellerini boynuna bağlamış gibi cimri ol; ne de malını saçıp savur. Aynı surenin 26. ve 27. Ayetlerinde de infak ve harcama emredilirken tüketim sınırının ölçüsüzce aşılması yasaklanıyor:

وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا

 “ Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. “Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir” (İsra,17/26-27)

Kıymetli Müminler!

İslâmi prensiplerin amacı insanları kendi imkânları oranında dengeli harcamaya sevk etmektir: Harcamalar ne gelirinden çok fazla olmalı, ne de zenginliklerinin çok altında kalmalıdır. Kısaca harcamalarda orta yol (iktisat) tutmalıdır. Böylece ne servet dolaşımı engellenmiş, ne de ekonomik kaynaklar israf edilmiş olur.

İslâm’da kişiler mülklerinde veya sahip oldukları değerlerde sınırsız tasarruf hakkına sahip değillerdir. Başka bir ifade ile kişinin, “nasıl olsa mülk bana aittir, sahip olduğum maddî ve manevî değerleri, gerek fert gerekse toplumsal bazda fayda ve zararı gözetmeden kullanma hakkına sahibim.” deme özgürlüğü yoktur.

İslâm, kişiyi servet edinmede nasıl birtakım kurallarla bağlı kılmışsa, elde edilen servetin tüketimi ya da tasarrufunda da meşrû ölçüler doğrultusunda hareket edilmesini öngörmüştür.

Helalinden kazanacaksın,

Karaborsa, faiz, yalan, hile ve aldatmaya gitmeyeceksin,

Başkasının hakkını gasp etmeyeceksin,

Çalıp çırpmadan kazanacaksın.

Aziz Müslümanlar!

İdeal bir İslam toplumunda başkalarıyla ilgilenme, diğer insanları kendi nefsine tercih etme, dul, yetim ve hastalara bakma, misafirlere ikram etme ve her türlü sıkıntı anlarında karşılıklı dayanışma bir erdem olarak kabul edilir ve bunlar birer davranış normudur. Ekonomik olarak da Müslüman insan diğerleri için fedakârlık yapacak şekilde davranır.

 Bu bakımdan zengin insan, dilediği ve istediği kadar sorumsuzca ve sınırsızca tüketim yapamaz. Zenginliğinin sadece kendi çalışması sonucu değil, aynı zamanda Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir ve bu sebeple, ona bu zenginliği veren Allah’a karşı, servetini Onun emrettiği biçimde kullanır, sosyal sorumluklarını yerine getirir, asla gösteriş tüketimine yönelmez. Tüketim ve harcamalarında yalnızca kendi mutluluğunu değil, başkalarının mutluluğunu da hesaba katar ve ona göre hareket eder. Diğer bir ifadeyle Müslüman kişi mutluluğu sadece kendi tüketiminde değil, aynı zamanda fakir, yoksul ve yetimlerin de ihtiyaçlarını karşılamak için helalinden kazanıp harcamada olduğunu bilir ve ona göre hareket eder.

Kıymetli Müslümanlar!

Günümüz dünyasında ve Türkiye’de istatistiklerin tespit ettiği israf çeşit ve boyutları, çok vahim sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Düğünde-dernekte, yeme-içmede, değişik kaynakların kullanımındaki israfımız konunun ekonomik boyutunu umursamadığımızı, ciddiye almadığımızı göstermektedir. Hâlbuki Müslüman bu kadar bencil ve kaygısız olamaz; gerek dünyevî gerek uhrevî yükümlülük ve sorumluluklarının idrakinde olması gerekir. Her insanın zaruri ihtiyaçları ve zevkleri olacaktır.

Ancak bunları karşılamanın her noktasında “olması gerekeni, gerekli olduğu kadar” yaparak, harcayarak kendisini tatmin edecek; sahip olduğu nimetleri asgarî ölçülerde dahi elde edemeyen insanların var olduğunu asla aklından çıkarmayacak derecede duyarlı ve sorumlu davranacaktır. Maddî ve manevî alanlardaki aşırılık ve savurganlık -uzun vadede- herkes için zararlıdır; fert ve toplum hayatını akamete uğratır. Dinî, ahlaki ve insanî olarak da her açıdan bu böyledir.

Fiilin kendisi de o fiili işleyen de Allah ve Rasûlü tarafından yerilmiş, insanlar tarafından da kınanmıştır. Haram sınırını ihlalle Allah Teâlâ’ya karşı; haklarına riayet etmeyerek insanlığa karşı saygısızlık etmiştir. Bu tutumuyla o, topluma olumsuz örnektir; cemiyetin dengesini bozan, tansiyonunu yükselten bir davranış içerisindedir.

 

 

                                                                                                          Yusuf İNCEGELİŞ

                                                                                                          Uzm. Vaiz/ Serdivan